Onur Balcı
|
6 Haziran 2022 Pazartesi
|
Mersin Ceride Haber
Gündem Haberleri
|
251 Okunma

DÜŞÜNMEK, KUANTUM VE DUA

Düşünmek, düşlemek fiilinden geliyor etimolojik olarak. Düşlemediğin bir şey zihninden de geçmiyor kimsenin. Olmasını istediğimiz şeyleri düşlemek gerekirken neden olmasını istemediğimiz şeyler de kâbus gibi sürekli yokluyor bizi peki?

Kelimeler, düşüncelerimizin, düşlerimizin ve kabuslarımızın aktarımı değil midir? Atalarımız, “bir şeyi kırk kere söyleyince olur.” derken ne kastediyordu? Acaba eskiler bizim bilmediğimiz nelere vakıftı? Sinerji mi denir buna? Kuantum mu? Enerji mi? Hmm... Frekans mı yoksa? Anadolu irfanı ne dermiş eskilerden çocuklara? “Dikkat et, DÜŞMEYESİN.” Neden “DÜŞERSİN” DEMİYORLAR? Çünkü beynimiz olumsuz olan her şeyi anında algılarken, olumlu olan bir cümleyi olumsuz kelimelerle kurunca, o cümlenin olumlu olduğunu anlamıyor. Nasıl mı?

SENİ SEVİYORUM. (Ne muhteşem cümle. Anında mutluluk hormonları salgılanır.)

SENİ SEVMİYOR DEĞİLİM. (Ohooo. Cümle özünde olumsuz+ olumsuz = olumlu olsa da beynimiz

Bu cümlenin olumsuz olduğunu düşünür.)

Kısaca, kelimelerin ve düşüncenin temel mantığını anlattıktan sonra asıl değinmek istediğim konuya geçmek isterim. Ülkemizdeki her ferdin DNA’sına kodlanmış FAKİRLİK FREKANSI.

“ Soğan ekmek yerim.”

“ Azıcık aşım, kaygısız başım.”

” Buna da Şükür”,“ Aza kanaat etmeyen, çoğu bulamaz.”

” Çok şükür aç değiliz, açıkta değiliz.” ve daha binlerce bu tarz cümle. Peki, fakirlik neden bu kadar içimize işlemiş? Neden sürekli “Bize denk gelmez!” düşünceleri ile hayatımızı olumsuz etkiliyoruz? Allah, İsra Suresi 13. Ayette “BİZ KULUN KADERİNİ, ÇABASINA BAĞLI KILDIK” derken bunu mu kastetti? Kadercilik konusunda genel itibariyle zaten yanlış inanış ve davranışları olan ülkeyiz ekseriyetle.  “Hayırlısı olsun” diyoruz. Her şeye bu cümleyi kuruyoruz. Teslimiyet, İslamiyet’in ruhudur fakat İslam’ın işaret ettiği teslimiyet bu değil bilakis ikaz ettiği ve çabalamanın olmadan teslimiyetin olmayacağı bir teslimiyet. Fiili dua olmadan, kavli dua olmaz.

Peki bir başlık daha açalım mı kademe kademe ilerliyorken? Hayırlı ne demektir? Kime göre ve neye göre hayırlıdır? Dua ederken, “Ayakkabı bağcığınızı bile benden isteyin!” diyen Rabbimize karşı neden dua ederken bile kolaya kaçıyoruz? Anneler dua ediyor, “Allah’ım evladıma hayırlısını ver.” Ah be annem, ya çocuğunun ölmesi hayırlı ise? O zaman da evliya duası olan bu teslimiyet duasını onlar gibi metanet ile karşılayabilecek misin yoksa bu dua seni isyana sürükleyecek mi? Neden uzun uzun ayrıntılı olarak düşüne düşüne, düşleye düşleye, olumlu kelimelerle dua etmiyorsun? Kim öğretti bize bunca şeyi? Öğrenilmiş çaresizlik değil de nedir bu?

Kısacası değerli dostlarım; Söz, büyüdür. Sözlerinize dikkat edin. Sözlerin frekansı tahmin ettiğinizden çok daha tesirlidir. Düşüncelerinize dikkat edin, dua ederken cimri davranmayın, bizi yaratan sonsuz kudret sahibi Allah’tan sevgi ile yalvararak neyi nasıl istiyorsanız o şekilde Allah’a elinizi açıp isteyin. Allah değil mi ki kâinatı ayakta tutan, “ol” deyince olduran? Hayırsız olan şeyi de sizin için hayırlıya çevirip nasip edemez mi? Bugün kendimize bir güzellik yapalım, önce kendimiz, sonra ailemiz ve sonra sevdiğimiz aklımıza gelen herkese dua edelim. Sonra da ülkemiz ve milletimiz için edelim. Biz, neyi nasıl düşünürsek o şey o kadar gerçek olacak.

Frekanslarımız yüksek, dualarımız kabul ve müşterek olsun